15 Kasım 2015 Pazar

Siz İran'da hiç çöp attınız mı?

Bu ne saçma başlık yahu demeyin. Aslında hakikaten saçma. Başıma gelene kadar bende inanmazdım ama hakikaten soruyorum: Siz bir yabancı olarak hiç İran'da çöp attınız mı? Atarken dünyanın en gizli işini yapar gibi plan yapıp, saati, sesi, kalabalığı ayarlayıp etrafı kolaçan ettiniz mi?

Şimdi ben hepsini yaptığım ve yaparken yusufun kralını yaşadığım için garip gelmiyor. İran'daki yasakların başında alkollü içecek geliyor. Üzerinizde uyuşturucu ile yakalanmak ile neredeyse aynı suç hatta daha beter. Kurallar sıkı ve yerli yabancı demeden bu topraklarda içki yasak.

Yasak olmasına yasak da kardeşim bir yasak bu kadar mı geri teper. Neredeyse her ev bir Amerikan filminden çıkmış gibi. Eve girer girmez ikram edilen viskiler, konyaklar... Bugüne kadar gitiğim evlerde barı olmayan görmedim diyebilirim. Yasağın ve baskının etkisiyle içmeyecek olsada inadına, tepki için artık adına ne derseniz deyin heryerde istemediğiniz kadar alkol var.

Benim çöp hikayeside buna benzer. Evde sayısını vermek istemediğim kadar boş Corona extra şişesi mutfak tezgahında bana bakıyor. Karşılıklı tatlı bir bakışma yaşarken içimden siktiri çekiyorum. Bu şişeler nasıl imha edilecek? Bir değil iki değil. Bizim satınalma müdürünü arıyorum aman diyor. Şeffaf torba sakın. Siyah torba bul, kimse yokken salla, sakın kapıcıya verme. Hadi bakalım. Alırken uyarsanız be kardeşim.

Çöp torbası şeffaf, ayna gibi, Coronalar bana bakıyor. Doğru Azeri bakkalın yolunu tutuyorum. Şans mı Rabbim mi beni sınıyor çöp torbasını anlatamıyorum. Anlatana kadar bir tarafım çatlıyor. Herif mangal kömürüne kadar çıkarıyor. Netice, hiç birinde siyah çöp torbası yok. Şimdi elde bir ton boş Corona extra ile Tahran'da sokakta yürümek alın beni vurun kırbaçlara demek gibi birşey. İnsan expat olunca hafiften ekstra tedirginlik de yaşıyor. Kısa bir bekleyiş sonrası operasyon barbarosaya karar veriyorum.

10'da kapıcı Cevat çöpü alıyor. Kapıcının ardından sahne almam lazım. Cevat 5 vakit (3 de denebilir burada) eline şişeleri tutuştursam, ispiyonlarsa...hafif bir yusuf sonrası bu salak fikirden vazgeçiyorum. Ama mutfak tezgahı dağ gibi ve gittikçe çoğalıyor. Saati gece 10 sonrasına ayarlıyorum. Balkondan görüntü temiz. Bu kadar işlek (Veli-Asr ile Jordan'ı birbirine bağlayan ana yollardan biri) bir caddede doğru anı yakalamak zor. Göztepe İstasyon caddesini düşünebilirsiniz. Merdiven mi asasonsör mü derken şangır şungur seslerle dalıyorum asansöre. Katlar inmek bilmiyor. Kafamdan komşu görürsem Selam dışında ne desem diye düşünüyorum. Apartmandan tıs tıs çıkarak çöpe doğru ilerliyorum. Gece karanlık ama torbalar full ve her adımda ses çıkıyor. Çöp 50metre. Sanki Ben Johnson'a dönüyorum 50metreyi 2-3 saniyede kat ediyorum. Tabiki en önemlisi son hamle. Çöp atarken kolunuzun yaptığı açıyı ve eforu düşünün. Burada sorun yok. Sorun pazar (Cuma) gecesinin sesszliğinde şişelerin çöpe doğru havaya kalkıp inişe geçerken birbirine çarpıp çıkardığı hayvani ses ve işlem tamam.

Derin bir ohh çekiyorum, vay anasını altı üstü bir çöp attık. Kafayı kaldırıp ilerleyeceğim ama amcanın teki gözleri bana dikmiş bakıyor. 50'lerinde, Tren misali. Ne bakıyorsun lan diyesim var ama dil tutulmuş vaziyette. Sessiz ve serin bir sonbahar gecesinin 10'ununda, Tahran'da o bana ben ona bakıyoruz, saniyeler yıllar gibi. Ağız alışkanlığı SELAM diyorum, karşıdan ses yok. Aklıma Bukowski geliyor, kötüyü, kötü adamı severim diyen Bukowski. Gecenin kötüsü suçlusu ben. Yaşlı moruk kafamda sanki kurtarıcı gibi nedense o an. Gözler apartmana girene kadar beni izliyor. Kafamda binbir soru.

Bir dahaki partide kesinlikle teneke kutu hocam. Kutuları sıkıp sesi önleriz...




4 Kasım 2015 Çarşamba

Tahran'dan birkaç fotoğraf



 Muhtemelen Tahran'ı gezerken herkesin karşılacağı birkaç tane fotoğraf. İleriki yazılarda hepsiyle ilgili detaylı yazacağım. Şimdilik sadece resimle yetinin :)





1 Kasım 2015 Pazar

Çocuk sevmeyen şehir

Biraz abartı olacak ama Tahran'ı yaparken bebek ve çocukları unutmuşlar desek yanlış olmaz. Eğer bebek arabanız varsa Tahran da gezmek çok ama çok zor. Son 1 haftadır maaile Tahrandayız. Hanım ve iki çocuk gezmek için geldiler. Ufaklıklardan biri 7 diğer 1 yaşında. 1'lik haliyle bebek arabasında.

Hazırlıklar, planlar tamam, telefona app'ler indirildi, trip advisor yüklendi. 6 gün Tahran'ın her noktasını maaile gezeceğiz derken bu sıcak şehir bize çok köü bir sürpriz yapıyor. Çok kısa bir süre içinde bebek arabasıyla Tahran'ın yan yana gelmeyen iki kelime olduğunu anlıyoruz. Öncelikle burada kaldırım diye birşey yok. Var ama özellikle her ara sokakta binalar kaldırıma müdahale edip kendi kaldırımını yapmış. Böylece düzenli bir kaldırım diye bir yerde yürüyemiyorsunuz. Sürekli değişen yükseklikler, değişen yapılar yüzünden yürümek mümkün değil. Buna bir de Tahran'ın dağlık, Kuzeyden güneye yüksekten alçağa doğru giden bir nevi çakma San Fransisco gibi bir şehir olduğunu ekleyin. Yürümek neredeyse bizim için bile imkansız. Çocuklu bir aile iseniz bebek arabasıyla adeta cimnastik yapar gibi ilerliyorsunuz.

Aslında biz Evrim'le uyandık ama geç kaldık. İlk bir kaç gün içinde etrafta tek bebek arabalı ailenin biz olduğunu farkettik. Neredeyse Çin'liler dışında bebek arabasıyla dolaşan kimse görmüyorduk. Ben oturduğumuz semt Jordan'dan kaynaklandığını düşündüm ama gezdikçe Tahran'ı çocuklu aileleri unutup yaptıklarını anladık.

Burada motorsiklet bol. Amsterdam'da bisiklet neyse Tahran'da motor diye düşünebilirsiniz. Belediye motorların kaldırıma çıkması için her kaldırıma belli aralıklarla demir, dar aralıklı babalar koymuş. Bazıları 1metre yükseklikten fazla. Düz, standart bir kaldırımda yürürken bile karşınıza çıktığından sürekli indir bindir yapıyorsunuz.

Eğer bebek ile gezecekseniz bebek arabası yerine mutlaka sling tavsiye ederiz. Hele Tahran pazarına, medan- sebzi'ye gidecekseniz iki kere düşünün ya da takın slingi rahat edin derim.